Perdelenen Hakikate Şahitlik – Emre Karapınar, Abdullah Kibritçi

Perdelenen Hakikate Şahitlik
Emre Karapınar ve Abdullah Kibritçi ile Söyleşi

Programımız “Aile Olmak” belgesel serisinin ilk bölümünü izlememizle başladı. Abdullah Kibritçi belgeselde hayatları çekilen kahramanlarımızı yeniden ziyaret ettikleri yolculuğu da kaydetmenin güzel olacağını, Emre Karapınar da belgeseldeki çocuğu özlediğini belirtti. Belgeseli çektikten sonra oradaki her insanın kendi hayatlarına da girdiğini, onlardan habersizmiş gibi yaşamanın imkansız olduğunu söyledi.

Soru: Neden bu belgeseli çektiniz, konu neden aile?


Abdullah Kibritçi: Filipinlerde 12 milyon insanın çalışmak için yurt dışına gitmiş olması çok ciddi bir rakam. Başkasının çocuğuna bakmak için kendi çocuklarını geride bırakıyorlar. Bu sayıyı bir de çocuklarla çarpın. İnanılmaz büyük bir rakam oluyor. Çalışmak için gidenlere göçmen demiyorlar, orada onlara “kahraman” gibi bir kelime uydurmuşlar. Dünya genelinde bazı durumlarda aynı anda yüz bin insan göç halinde oluyor. Bu hareketlilik Afrika’nın ortalarından, Türkiye’nin sınırlarına, Avrupa’nın uçlarına kadar gidiyor. Çalışanları ve çalışmak için evini terk edenleri de katarsak, 1 milyar insan var. Kuraklıkla, çatışmalarla, küresel ısınmayla bu rakam gittikçe artıyor. Sığınmacılardan korkan insanlar büyük ihtimalle çok yakın bir gelecekte göç etmek zorunda kalacaklar. Büyük ihtimalle bu birkaç yıla çok normal bir şey haline gelecek. İlginç olan, bundan 100 yıl önce insanlar bir yerden bir yere bu kadar çabuk gidemiyorlardı. Vasıtalar arası geçiş çok hızlı; televizyon, internet bambaşka diyarlardaki bambaşka insanların hikayesini anlatıyor. Mesela ben, bir gün çölün ortasındaydım, bir sonraki gün Üsküdar’da vapura yetişmeye çalışıyordum. Benim yaşadığım şey de kimi zaman bana hayret veriyor. Bazen tezatları görmek, bende çok ilginç duygular oluşturuyor. Bu dünyada şaşırarak yaşayıp gidiyorum.

Emre Karapınar: İzleyicilerden şöyle bir söz geldi: “Amani, sen o yollarda koşarken ben servise biniyordum. Şu an bu nimetin farkına vardım.” Bu söz beni çok etkiledi, Amani hepimizi terbiye etti. Coğrafya insanı terbiye ediyor, omuzlarınızı çökertiyor, saçlarınızı ağartıyor.

İyilik bulaşıcıdır. Biz kahraman falan değiliz, bu bir sorumluluk. Marketten bir şey alırken kasiyer sizi tebrik etmiyor, çünkü bu sizin sorumluluğunuz. Kamera denen aletin en büyük faydası bu, biz başka insanların hayatına şahit olduk, siz de izleyerek bizim şahitliğimize şahit oldunuz. Bizi coğrafyaya aşık eden buydu, her gittiğimizde kendi dertlerimizi unuttuk. Çünkü oraya göre bizim dertlerimiz dert değildi. Coğrafyaya giderken kimliklerinizden soyunup gitmek zorundasınız, biz BBC değiliz, CNN değiliz. Onlar olsa gidip oranın manzarasını çekerdi. Biz oraları, oranın insanını malzeme olarak görecek kişiler değiliz.

Abdullah Kibritçi: Zanzibar’da, Tanzanya’da dünyanın en güzel turkuaz denizleri var. Belgeseli çekerken çok güzel yerler gördük gerçekten, ama beni gerçekten heyecanlandıran lüks oteller silsilesinin içinden çıkıp halkın yaşadığı mahallelere geçmekti. Çünkü turistler geçmiyordu oraya. Bambaşka iki dünya var orada. Gece vakti, kapkaranlık sokaklar. Kapkaranlık; çünkü ışık yok zaten, bir bakıyorsun kadın evin önünde bebeğini uyutuyor. Dediler kayboldunuz demek, yok biz bu yola kaybolmak için çıktık dedik. Belgesellerimizde Müslüman olduğumuzu hatırlatmaya çalışıyoruz.

Emre Karapınar: İmkan oldukça karakterlerimizle irtibat kurmaya çalışıyoruz. Zanzibar gerçekten büyük bir çelişkiydi. Zimzit bambaşka bir dünya, otellerle arka mahalle arasında ön yargıdan oluşan duvarlar var. Oradaki insanlara hayvanat bahçesindeki hayvanlara bakıyor gibi bakıyorlar.

Görsel olarak tatmin edici olan belgesellerin bir de arka planı var, mesela çöller turistik yürüyüşlerin yapılacağı yerler değil. Çöl demek suya ulaşabilmek için günlerce yürümek zorunda olduğunuz yerler demek. BBC çok izleniyor çünkü coğrafyanın hakikatini gizliyor. Biz ise o hakikate şahitlik etmeye gittik.