Human Movie Team – İslam Coğrafyasında Bir Farkındalık Hareketi – Tülay Gökçimen

Etkinliğimiz, Human Movie Team’in ekip başı olan Betül Doğan’ın, Human Movie Team’i nasıl kurduklarını anlatmasıyla başladı. İletişim Fakültesi mezunu Betül Doğan, Uluslararası Mülteci Hakları Derneğinin bir toplantısında tanıştıklarını ve bu projeden haberdar olduklarını belirtti. Toplumun mülteci dalgasına gösterdiği negatif tepkiye karşı bir şeyler yapma düşüncesiyle, farklı hikayeleri olan mültecilerin kısa belgesel tadında videolarını çekmeye karar verdiklerini söyledi. Yirmi kişiyle başlayan, daha sonra sayıları ona düşen ekipten iki kişi hariç video çekim ve kurgu konusunda bir eğitim almış olan yoktu, Tülay Gökçimen ekibe bu konularda dersler verdi. 1.5-2 sene faaliyetlerine devam eden ekip, daha sonra sadece mülteciler hakkında değil, insan hakları konusunda da filmler çekme düşüncesiyle sosyal medyada “Human Movie Team” adlı bir oluşuma dönüştü. Yayınlarının herkese ulaşması için İngilizce bir isim alan ekip; Türkçe, İngilizce ve Arapça dillerinde paylaşımlar yapıyor.

Kendilerine “İzle, Düşün, Harekete Geç” sloganını seçtiklerini belirten Betül Doğan, bunun nedeninin toplumun trajedilere karşı duyarsızlaşmaya başlaması olduğunu söyledi. Bu nedenle sadece acıyı gösteren değil, empati uyandırarak insanları harekete geçiren videolar çekmeye başladıklarını belirtti. Yayınladıkları videolardan sonra pek çok yardım kampanyası düzenlendi. Halep’te mahsur kalan 47 çocuğun 6 dilde yayınlanan videosu, Birleşmiş Milletlere kadar ulaştı ve BM, çocukları kurtaracaklarına dair açıklama yaptı. Türkiye çocukları sahiplendi ve evlat edindirdi.

Betül Doğan’ın konuşması, ekibin çektiği bazı videoları izlememizle devam etti. Grafik tasarımcı Saliha Erten’in liderleri mülteci konumuna getiren çalışmasının videoya dönüştürülmüş halini, “kapitalist günler”den biri olan “Anneler Günü”nde evladını kaybeden anneleri konu alan bir filmi, “İnsan Hakları Günü” için çektikleri bir videoyu ve gerçekleştirdikleri “Saçlara Örgü Yüreklere Kardeşlik” ve “Çizmeli Çocuk” projelerinin videolarını izledik.

Tülay Gökçimen

Belgesel yönetmeni ve insani yardım koordinatörü olan Tülay Gökçimen, 18 yıldır televizyonculuk ve son 10-12 yıldır savaş, çatışma, işgal, afet bölgelerinde çekimler yapıyor. 2013’te Suriye’deki savaş hakkında Haykırış belgeselini çeken Gökçimen, zamanında Bosna Savaşı’nın kendisini çok etkilediğini ve bu sefer bir şeyler yapmak istediğini belirtti. Ancak neden bu işlerle ve özellikle çocuklarla ilgilendiğini, yeni keşfettiği bir çocukluk anısına bağlıyor. Küçükken bir gözlüğü olsun çok isteyen ama gözü bozuk olmasına rağmen kendisine gözlük alınmayan Tülay Hanım, hiçbir çocuk bir şeyin özlemini çekmesin düşüncesiyle hareket ediyor. Gökçimen, “çocuğun dini, ırkı fark etmez” ve “bir çocuğun en büyük isteği battaniye olmasın” diyerek kendi çocukları nasıl yaşıyorsa mülteci çocuklarının da öyle yaşamasını istediğini belirtti.

Tülay Gökçimen, 2010’da Arap Baharı başlarken Suriye’de bir hareketlilik olmayınca onların çok rahat yaşadıklarını sandığımızı, ama ayaklanmanın başlamasıyla büyük bir kıyımın söz konusu olduğunu söyledi. Yıkım, göç, mültecilik ve yoksulluğun had safhada olduğu Suriye’de ölümler, artık bir istatistik olmanın ötesine geçemiyor. Yahudiler, Holokost’a dair aynı konulu yüzlerce film yaparken, biz her gün bu meseleleri konuşup dağılıyoruz. “Neden umurumuzda değil” diye sormamız gerektiğini ve hiç değilse her gün unutanlara bunu hatırlatabileceğimizi belirten Gökçimen, şahit olduğu hikayelerden ve Suriye’deki incecik bir çadırda ve çamurun içinde insani olmayan yaşam şartlarından bahsetti. Suriye’nin savaşacak erkeğe değil, onu yeniden inşa edecek insanlara ihtiyacı olduğunu belirtti.

“Mülteci olmaya hazır mısın?” isimli videoyu da izlediğimiz konuşması esnasında konuğumuz, bir hayatı olduğunun farkında olmayan, doğum günlerini bilmeyen, kamptan başka bir dünya görmemiş çocuklardan bahsetti. Çocuklara yaşadıklarını hatırlatacak içerikler ürettiklerini söyledi. “Ölünce size bir sayı vermeyecekler, ama Suriye’deki insanlar ölünce sayı oluyor” diyen Gökçimen, bu çocukların yaşadıklarını duyurmaktan daha önemli bir işimiz olduğunu düşünmediğini belirtti.

Konuğumuz, “benim elimden ne gelir ki” diyenlere karşılık, Suriyeli Yusuf’un videosu yayınlandıktan sonra ona pek çok yardım geldiğini ve artık onun okula giden başarılı bir öğrenci olduğu ve bir çocuğun sosyal medya üzerinden başlattığı “Büyük Dönüş Yürüyüşü” örneklerini verdi. Instagram’da çok fazla içeriğe maruz kalmanın toplum olarak bizi deliliğin eşiğine getirdiğini belirten Gökçimen; Suriye, Keşmir, Doğu Türkistan, Yemen, Mısır… gibi bir sürü derdimiz varken yokmuş gibi davranmamızı anlayamadığını belirtti.

Çocuklara vizyon kazandırmanın önemine değinen Gökçimen, kurdukları Yeryüzü Çocukları Derneğinden de bahsederek sokaktaki çocuklarla ilgilenip onları okula gönderdiklerinden ve onlara gönüllü mentörlük desteği sağladıklarından bahsetti. “Birileri ses çıkarsın, yapsın, değil. Toplum bizden oluşuyor. Bir şey yapmaya niyeti olan yapıyor” diyerek herkesin yapabileceği bir şeyler olduğunu vurguladı.

Etkinliğimiz, soru-cevap kısmıyla devam etti.